Alayköy Belediyesi’ne bağlı olan Yılmazköy’de bugün köy sakinlerin en büyük sıkıntısı Lefkoşa-Güzelyurt ana yolunun yenilenmesi sonucunda yolun güzergâhının değişmesi ve otobüslerin artık köylerinden geçmemesi. 

Organize hayvancılığın ilk kez uygulandığı köylerimizden biri olan Yılmazköy’de bugün, diğer birçok köyümüzde olduğu gibi hayvan üreticiliği yapan kişi sayısı her geçen gün azalmakta. Eski adı “Şillura” olan köy, köy isimlerinin Türkçeleştirilmesi sonucunda Yılmazköy adını almış. 

Köylerindeki sosyal faaliyetlerin yetersiz olduğunu belirten köy sakinleri, köylerinde çocuk parkı olmaması nedeni ile çocukların sokak aralarında ve yollarda oyun oynamak zorunda kaldığını belirtti. 
Geçmişte Türklerle Rumların bir arada yaşadığı köyde, Türk ve Rum mahalleleri ayrı ayrıymış.1963 yılında çatışmaların başlaması ile birlikte Rumlar tüm Türk evlerini yakmış. Bunun sonucunda Türkler köylerine geri döndüklerinde Rum evlerinde yaşamaya başlamış. 

Adını efsaneden aldı
Köyün bir de efsanesi var. Köylülerin verdiği bilgiye göre, köye ilk yerleşimin gerçekleştiği dönemlerde köyde önceden kilise olan günümüzde ise camiye dönüştürülen bölgede bir su kuyusu varmış. Günün birinde çobanın biri ile uyuz ve hasta köpeği bu kuyunun önünden geçerken, köpek kuyuya düşmüş. Çoban, köpeğinin öldüğünü düşünürken köpek zıplaya hoplaya iyileşmiş bir vaziyette kuyudan çıkmış. Herkes bu duruma çok şaşırmış ve o günden sonra o kuyu suyunun tüm hastalıkları iyileştirdiğine inanılmış. Bunun sonunda kuyunun önüne bir kilise yapılmış ve kilise bu kuyudan uzun süre gelir elde etmiş. Köye “Şillura” ismi bu olay sonucunda verilmiş. 

“Şimdiki gençler çok şanslı”
Besime Bibi
“75 yaşındayım. Ben İnönü köyünde doğdum. Sonra Görneç’e gelin gittim. Oradan da Yılmazköy’e yerleştik. Köyümüzde geçmişten bugüne pek bir şey değişmedi. Ben maddi imkânsızlıklar nedeni ile düğün yapmamıştım. Bizim çocukluğumuz hep zorluklar içinde geçti. Şimdiki gençlik çok şanslı. Biz kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Mesela çaputtan bebecik yapardık, tahtadan karyolacık.”

“Çocuk oyun parkı yapılmasını istiyoruz”
Şerife Küçük
“Lefkoşa’da doğdum. Görneç’ten Yılmazköy’e gelin geldim.17 yıldan beridir Yılmazköy’de oturuyorum. 2 çocuğum var. Köyde bakkal dükkânı işletiyorum. Bence köyümüzün en büyük eksikliği çocuk oyun parklarının olmayışı. Köy çocukları sokak aralarında, yol kenarlarında oyun oynuyor. Köyümüze en kısa zamanda bir çocuk parkı kurulmasını ve sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlenmesini istiyoruz. Eskiden su sorunumuz vardı ama artık yok. Ancak yinede çeşmeden su içemiyoruz. Tüm bunların yanı sıra Lefkoşa- Güzelyurt ana yolunun inşa edilmesi ile birlikte ulaşım sorunu yaşamaya başladık. Bunun sonucunda gerek Lefkoşa gerekse de Güzelyurt’a gidiş gelişmelerimiz zor olmaya başladı”

“Belediye tarafından yaşlılara yönelik hizmetler artırılmalı” 
Mürüde Kav
“2 çocuğum, 2 tane de torunum var. Gürpınar’da doğdum. Bizler Gürpınar’da Maronitlerle birlikte yaşardık. Savaş başlamadan önce Maronitler ile hiçbir sorun yaşamamıştık. Savaşla birlikte bir kısım Maronit bize çok kötü davranmaya başladı. 1963 ile 76’ya kadar Gaziveren’de kaldım. Savaş döneminde Sivil Savunma’da çalıştım. 63 yılında bir kısım Rum’u esir almıştık. Ancak tabii ki onlara herhangi bir kötülük yapmadık, sadece bir gün bir gece alıkoyduk. Sonra onların elinde bulunan esirlerimizle bizim esirlerimizi takas ettik. Köyümüz Alayköy Belediyesi’ne bağlı. Alayköy Belediyesi’ne bağlandıktan sonra köyümüzdeki temizlik işleri bir düzene girdi. Temizliğin yanı sıra köyümüzde yaşlılara yönelik hizmetlerinde artırılmasını istiyorum. Mesela diğer belediyelerin yaptığı gibi yaşlılar için geziler düzenlenebilir. Yaşlılara kuaför hizmeti verilebilir. Evlerde sağlık kontrolleri gerçekleştirilebilir.”

“Köyümüzde toplu taşımacılık son buldu”
Özel Oytam
“Ben Yılmazköy’e gelin geldim. Biz bu eve yerleşmeden önce bu ev samanlık olarak kullanılıyordu. Tabi biz eve yerleşince evimizi tamir ettik. Kapılar açıldıktan sonra evin gerçek sahipleri gelip bizi ziyaret etti. Evle ilgili anılarını bizlerle paylaştı. 
2 tane oğlum, 1 tane de torunum var. Köyümüzle ilgili en büyük sıkıntımız Lefkoşa- Güzelyurt anayolunun inşa edilmesi ile birlikte otobüslerin artık buradan geçmemesidir. Hâlbuki bu yola bir çember yapılırsa yine eskisi gibi köyümüzdeki ulaşım olanakları düzene girecek. Bu yolla birlikte köydeki toplu taşımacılık olayı da bitti. Köy halı mağdur durumdadır. Yılmaz köy Belediyesi’ne bağlandıktan sonra çöplerimiz düzenli olarak toplanmaya başlandı, eski evler yıkıldı. Bir de bu sivrisinek problemi çözülse çok daha fazla mutlu olacağım. Tüm bunların yanı sıra köyümüzde ailelerin gece gidip oturabileceği bir mekân ile çocuk parkımız yok. Bu eksikliklerin bir an önce giderilmesini istiyoruz.”

“Bizim dönemimizde kızı görmeden alırdık” 
Mehmet Halil Kaya
“Ben Yılmazköy’de doğdum. Köyümüzün eski adı Şillura’dır. Eskiden şimdiki caminin olduğu yerde bir kuyu vardı. Bu cami önceden kilise idi. Bu kilisenin önünde bir kuyu varmış. Bir gün uyuz ve hasta bir çoban köpeği bu kuyuya düşmüş. Sahibi öleceğini beklerken bir de bakmış köpek canlanmış ve koşmaya başlamış. Bu durumu duyan herkes bu kuyuya akın etmiş. Sonradan buraya bir kilise inşa edilmiş. Kilise bu kuyudan kazanç elde ediyormuş. İşte köyümüz “Şillura” ismini bu olay sonucunda almış. 

Rumlarla iç içe yaşadığımız dönemlerde köyümüz Türk ve Rum mahallesi olarak 2’ye ayrılıyordu. İki toplum arasındaki tartışmaların başlaması ile birlikte Rumlar tüm Türk evlerini yakmış. Bunun sonucunda da Türkler, Rumların evlerine yerleşmiş. O dönemlerde köyümüzde bir Rum bir de Türk muhtar vardı. Ben eşimle görücü usulü ile evlendim. O dönemlerde kızı görmeden alırdık. Yaşlı bir kişi aracı olurdu ve kızın evine giderek, “Vekilin olayım, sözünü alayım, nikâhını kıyayım” derdi. Kızı görmeden alırdık ama ben hep eşim olacak kadını almadan önce görmek isterdim. Bir gün ovada hayvanlarımı otlatırken eşimi çeşme başında kuyudan su çekerken gördüm. Yüzünü görmek için hayvanlara kuvvetlice bağırdım, benim bağırmamla birlikte başını kaldırdı. Ve ben de böylelikle yüzünü gördüm. Beni görünce çok utandı ve koşmaya başladı. Şimdiki aklım olsa peşinden giderdim.”

Mehmet Halil Kaya’dan maniler

“Karanfil oymak oymak
Olur mu yare doymak
Yare doydum diyenin
Cellat boynunu vurmak”

*-*-*
Karanfil eker misin?
Balınan şeker misin?
Dünyada ettiklerini
Ahirette çeker misin?

*-*-*

Karanfil mornemi
Sen verem ettin beni
Nasıl verem olmayım
Eller saracak seni

-*-*-*

Yaş 50 oldu yol belli oldu
Yaş 60 oldu şaşmış oldu
Yaş 70 oldu geçmiş oldu
Yaş 80 oldu sersem oldu
Yaş 90 oldu noksan oldu
Yaş 100 oldu düz oldu. 

“Halı saha ve internet cafe istiyoruz”
Nejat Erinçoğlu
“16 yaşındayım. İş arıyorum. Bir dönem makinistlik yaptım. 4 kardeşim var. Bence köyümüzdeki sosyal faaliyetler artırılmalı. Mesela gençler için internet cafeler açılabilir, halı saha yapılabilir. Bunun yanı sıra çocuklar için oyun parkı inşa edilebilir. Geceleri ailelerin gidip oturabileceği mekanlar yapılabilir.”

“Kırk bir kere maşallah” 
Mehmet Halil Kaya ile Ziba Kaya 
Mehmet Halil Kaya ile Ziba Kaya hala daha ilk evlendikleri gün gibi mutlular. Görücü usulü ile evlenen Mehmet amca ile Ziba teyze genç çiftlere birbirlerini her şartta sevmeleri ve saygı duymaları önerisinde bulunarak, “Evlilik çok kutsaldır. Anlaşarak her türlü zorluğun üstesinden gelinebilir” şeklinde önerilerde bulundu.